Şizofreni Spektrumu ve Diğer Psikotik Bozukluklar
Psikoz nedir, şizofreni nedir, nasıl anlaşılır, nasıl tedavi edilir?

Şizofreni nedir sorusuna geçmeden önce bir açıklama getirmek gerekir: psikoz bir belirti, şizofreni ise bir “spektrum”dur. Yani şizofreni dediğimizde tek tip bir hastalıktan değil, geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. Dolayısıyla her şizofreni aynı değildir. Örneğin erken fark edip doğru tedaviye giren birçok hasta, belirtilerini kontrol altına alarak eğitimine, işine ve sosyal hayatına geri dönebilir. Ancak tedavi gecikirse süreç uzar.
Ne var ki dünya genelinde psikoz yaşayan kişilerin büyük bir kısmı uzman desteğine ulaşamıyor; bu durum hem kişiyi hem de aileyi gereksiz yere yıpratıyor.
Psikoz ve şizofreni: kavram karmaşasını bitirelim
Psikoz, kişinin gerçeği değerlendirme yetisinin bozulmasıdır. Bu bozulma iki temel biçimde kendini gösterir: kişi var olmayan sesleri ya da görüntüleri gerçekmiş gibi algılayabilir; buna varsanı denir. Öte yandan gerçek dışı ve sarsılmaz inançlar da geliştirebilir; buna da sanrı adını veriyoruz. Pek çok kişi psikoz sözcüğünü duyduğunda bunu doğrudan bir hastalık adı olarak yorumlar; oysa psikoz tek başına bir tanı değil, farklı nedenlerin tetikleyebildiği bir tablo ve uyarı işaretidir.
Şizofreni ise genellikle ergenlik–genç erişkinlik döneminde başlayabilen, belirtileri ve gidişi kişiden kişiye değişen; düşünce, algı, duygu ve işlevselliği etkileyebilen bir bozukluktur. Günümüzde uzmanlar bunu “tek bir hastalık” gibi değil, daha çok şizofreni spektrumu olarak ele alır.
Şizofreni “çoklu kişilik” değildir
Bu, en sık karıştırılan konudur. Halk arasında şizofreniye “bölünmüş kişilik” dense de bu tanım doğru değildir. “Çoklu kişilik” bambaşka bir tanıdır. (Aşağıdaki “Mit vs Gerçek” bölümünde bu ayrımı daha ayrıntılı ele aldım.)
Belirtiler: neyi, nasıl görürüz?
Şizofreni spektrumunda belirtileri genelde uzmanlar 3 başlıkta ele alır:
1) Pozitif belirtiler
- Varsanılar: En sık işitsel biçimde, yani ses duyma şeklinde ortaya çıkabilir
- Sanrılar: “Takip ediliyorum”, “bana mesaj veriyorlar” gibi
- Düşünce/konuşma dağınıklığı
2) Negatif belirtiler
- İstekte azalma ve içe çekilme
- Duygu ifadesinde azalma
- Sosyal/mesleki işlevde düşüş
3) Bilişsel belirtiler
- Dikkat ve odaklanmada zorlanma
- Planlama/organizasyon güçlüğü
- Unutkanlık ve bellek sorunları
Ne zaman “acil” olur?
Aşağıdaki belirtiler ortaya çıktığında hiç beklemeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Gerekirse ambulans çağırın:
- Yoğun ajitasyon, sinirlilik, ağır uykusuzluk ya da kontrol kaybı
- Kendine zarar verme düşüncesi ya da girişimi
- Başkasına zarar verme riski
- Kişinin öz bakımında ciddi bozulma
Tanı nasıl konur?
Deneyimli psikiyatri uzmanı tanıyı testlerle değil, ayrıntılı bir görüşme ve ruhsal durum muayenesiyle koyar. Gerektiğinde aileden de bilgi alır.
Kılavuzlar bu süreçte çerçeve işlevi görür. Örneğin DSM sistemi; sanrı, varsanı, dağınık konuşma, dağınık/katatonik davranış ve negatif belirtiler gibi alanlardan belirli süre ve şiddette bulgu arar; bunun yanı sıra işlev kaybı ve toplam süre ölçütlerini de değerlendirir.
ICD-11 de benzer biçimde, belirtilerin çoğu zaman en az 1 ay belirgin olması gibi süre ve çekirdek belirti vurgularını içerir.
Ayırıcı tanı: herkes şizofren değildir
Psikotik belirtiler yalnızca şizofrenide değil, şu durumlarda da karşımıza çıkabilir:
- Bipolar bozukluk / ağır depresyon (psikotik özellikli)
- Madde/ilaç kaynaklı psikoz (özellikle uyarıcılar; cannabis gibi bazı maddeler belirli kişilerde riski artırabilir)
- Tıbbi nedenler (bazı nörolojik/endokrin durumlar vb.)
Bu nedenle uzman, değerlendirme sırasında bazen kan tahlili, madde taraması ve gerekirse görüntüleme ister.
Tedavi: “sadece ilaç” değil, iyi yönetilen bir sistem
Şizofrenide tedaviye ne kadar erken başlanırsa, gidiş genellikle o kadar avantajlı olur. Nitekim uzun süre tedavisiz kalmanın daha kötü gidişle ilişkili olabileceğine dair güncel veriler giderek güçlenmektedir.
1) İlaç tedavisi
Antipsikotikler çoğu kişide belirtileri azaltır ve nüks riskini düşürür. Hedef: en düşük etkili doz, en az yan etki ve sürdürülebilir işlevsellik.
Özellikle şu durumlarda uzun etkili iğneler relaps ve yatış riskini azaltmada avantaj sağlayabilir:
- Düzenli ağızdan ilaç kullanmak zorlaştığında
- Sık nüks yaşandığında
- Hastaneye yatışlar tekrarladığında
Öte yandan tedaviye dirençli şizofrenide, yani yeterli denemelere karşın yanıt sınırlı kaldığında, klozapin isimli antipsikotik ilaç kılavuzlarda özel bir yer tutar.
2) Psikoterapi ve aile çalışması
Şizofrenide psikoterapi tek başına mucize yaratmaz; ancak doğru zamanda ve doğru içerikle uygulandığında:
- İlaç uyumunu artırır
- Stresle başa çıkmayı güçlendirir
- Nüksü azaltmaya yardımcı olur
- İş/okul işlevini destekler
Özellikle psikoz hastalarına yönelik yapılandırılmış Bilişsel Davranışçı Terapi ve aile müdahaleleri, NICE gibi önemli tedavi kılavuzlarında önerilen psikososyal yaklaşımlar arasında yer alır.
Bunun yanı sıra ilk atak psikozda Koordine Uzman Bakım modeli, işlevsellik ve yaşam kalitesinde anlamlı kazanımlar sağlayabilen bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.
3) Beyin uyarım yöntemleri
Beyin uyarım yöntemlerinden kasıt; halk arasında “elektroşok” olarak bilinen elektrokonvulsif tedavi (EKT) ve “manyetik tedavi” olarak bilinen Transkraniyal Manyetik Uyarım (TMU) tedavisidir.
EKT, özellikle katatoni gibi bazı ağır tablolarda ve dirençli durumlarda etkili bir seçenek olarak öne çıkar. Çok hızlı yanıt almak gerektiğinde, intihar ve başkasına zarar verme riski yüksek olduğunda ya da hamilelik gibi ilaç tedavisini kısıtlayan durumlarda da uzmanlar EKT’ye başvurur.
TMU ise EKT’nin riskli sayıldığı durumlarda devreye girer. Araştırmacılar özellikle dirençli işitsel varsanılar gibi alanlarda TMU’nun faydalı olduğunu çeşitli çalışmalarda ortaya koymuştur.
4) Fiziksel sağlık
Antipsikotikler bazı kişilerde kilo, kan şekeri, lipidler ve kardiyometabolik riskleri etkileyebilir. Bu nedenle güncel öneriler düzenli metabolik izlemi, yani kilo/bel çevresi, tansiyon, glukoz/HbA1c ve lipid takibini özellikle vurgular. Şizofreni kronik bir hastalık olduğundan, sağlık ekibi kişinin fiziksel sağlığını her zamankinden daha yakından izlemelidir.
Mit ve Gerçekler
MİT: “Şizofreni = çoklu kişilik.” GERÇEK: Bu doğru değildir. Şizofreni; gerçeği değerlendirme, düşünce ve algı süreçleriyle ilgili bir spektrumdur. Şizofreni hastasının aynı anda iki “gerçekliği” vardır: biri bizim de paylaştığımız gerçeklik, diğeri yalnızca hastanın inandığı gerçeklik. Hasta bu iki gerçeklik arasında gidip gelir.
MİT: “Şizofrenisi olan herkes tehlikelidir.” GERÇEK: Hastaların büyük çoğunluğu tehlikeli değildir. Risk artışı, daha çok eşlik eden madde kullanımı ve aktif paranoyanın şiddeti gibi faktörlerle bağlantılıdır. Bu nedenle düzenli ilaç kullanımı ve düzenli doktor takibi kritik önem taşır.
MİT: “İlaçlar sadece uyuşturur.” GERÇEK: Tedavinin amacı uyutmak değil; belirtileri kontrol edip işlevi geri kazandırmaktır. Uzman doz ve ilaç seçimini kişiye göre belirler.
MİT: “İyileşme olmaz.” GERÇEK: Gidiş değişkendir; ancak erken müdahale, düzenli takip, aile desteği ve rehabilitasyonla birçok hasta belirgin biçimde toparlar. Yapılan son araştırmalar, doğru tedavi ve bakım alan şizofreni hastalarının yüzde yetmiş beşinin iyileşerek topluma geri döndüğünü ortaya koymaktadır.
Sık sorulan sorular
1) Psikoz şizofreni demek mi? Hayır. Psikoz tek başına bir hastalık değil, bir belirtidir; bu nedenle farklı nedenlerle ortaya çıkabilir.
2) Şizofreni kesin iyileşmez mi? Hayır, gidiş kişiden kişiye değişir. Nitekim erken müdahale ve düzenli takip sayesinde hastaların büyük çoğunluğu toparlar, topluma geri döner, sosyalleşir; hatta evlenip çocuk sahibi olabilir.
3) Şizofrenide ilaç ömür boyu mu kullanılır? Süreyi uzman kişiye göre belirler; ancak asıl hedef nüksü önleyip işlevi korumaktır.
4) Hastaneye yatış her alevlenmede zorunlu mu? Hayır. Doktor risk durumunu değerlendirerek ayaktan yönetimi tercih edebilir.
5) EKT her hastaneye yatışta gerekli olur mu? Hayır, her yatışta gerekmez. Bununla birlikte bazı ağır tablolarda uzman EKT’yi etkili bir seçenek olarak değerlendirebilir.
